• Reklam
Siyasi Siyonizm’in Kurucusu LEO PINSKER –I-
Reklam
Meryem Güvenç

Meryem Güvenç

Der Beyan

Siyasi Siyonizm’in Kurucusu LEO PINSKER –I-

24 Ekim 2014 - 18:12

Siyasi Siyonizm kavramının kullanılışı ve literatüre girişi genellikle 19.yüzyılın son yıllarında Theodor Herzl’in kaleme aldığı Yahudi Devleti adlı eseri ile eş zamanlı kabul edilir. Ancak ondan on beş sene önce Polonyalı bir Yahudi ve Siyon Âşıkları örgütünün kurucusu olan Leo Pinsker’in  Kendi Kendini Özgürleştirme olarak Türkçe’ye çevirilebilecek kitapçığında siyasi Siyonizm’in temelleri atılmıştır. Herzl’in materiyalist ve liberal bakış açısı ile kurduğu projeye karşılık  Pinsker, manevî yönü ağır basan ve milliyetçi damarı çok daha güçlü olan bir program ortaya koymuştur. Pinsker’in siyasi siyonizm metodolojisini ayrıntılandırmaya geçmeden geçmeden önce, dönemin bu olayı  tetikleyen olaylarına bakmakta fayda var.

Rus İmparatorluğu’nda yaşayan Yahudiler 19.yüzyılın başından itibaren yaşadıkları topraklar üzerinde daha fazla hak sahibi olmak üzere İmparatorluktan talepte bulunmaktaydılar. Yahudilerin imparatorluk içindeki varlıklarından rahatsız olan Ortodoks Hristiyanlar, Yahudilere karşı çeşitli aralıklarla saldırılar düzenlediler. Rusça’da pogrom adı verilen ve daha sonra siyasi literatüre bu şekilde girecek olan Yahudi aleyhtarı saldırılar siyasi siyonizmin neşv ü nema bulmasına sebep olan olaylardan biridir.

Pogrom ismiyle anılan ilk saldırı 1881 yılında Çar II. Aleksandr’a düzenlenen suikast sonrasında başlamıştır. Bu suikastten Yahudiler sorumlu tutulmuş ve hükümet onlara karşı yapılan saldırılara izin vermiştir. Pogrom, 1881’in Nisan ayında Ukrayna’nın Yelizavetgrad şehrinde gerçekleşmiş ve kısa sürede civar köy ve kasabalara yayılmış ve  1884 yılına kadar  farklı bölgelerde devam etmiştir.

1880’li yıllardaki pogromlar Rusya Yahudilerin tarihini derinden etkilemiştir. Pogromların hemen ardından Rus hükümeti Yahudileri ülkenin ekonomi ve kamu alanlarından silmek için sistematik bir ayırım politikası takip etmeye başlamıştır. Bu ayrım, 1882’de ilan edilen ve orta ve yüksek öğretim kurumlarına kayıt için bir oran belirleyen Mayıs Kanunları gibi kısıtlayıcı hukuki adımlarla başlamış ve 1891-92’de Yahudilerin Moskova’dan sürülmesi ile zirve noktasına ulaşmıştır. Bu kısıtlamalar Rus Yahudilerin kalabalık gruplar halinde Amerika’ya ya da başka ülkelere göçmelerine sebep olmuştur.

Pogromlara karşı gösterilen tepkilerden biri Rus Yahudileri arasında milliyetçi ve siyonist hareketin doğması olmuş ve Yahudi gençlerinin çoğu bu harekete dahil olmuştur. Bu yüzden 1881’de gerçekleşen ilk pogrom sadece Rusya Yahudilerinin değil tüm Yahudi ulusunun tarihinde bir dönüm noktasını teşkil etmiştir.

Polonyalı bir Yahudi olan Pinsker de eserini ilk pogromu takip eden sene yani 1882’de kaleme almıştır. Eserinin büyük bir kısmında Yahudilerin, idareleri altında yaşadıkları ülkelerdeki sefaletine  yer vermiş ve bu ülke halkları tarafından benimsenmeyip her zaman bir yabancı olarak görüldükleri üzerinde durmuştur. Ona göre Yahudiler içinde yaşadıkları toplumlarda ne dost ne de düşman olarak görülürler, sadece “yabancı”lar olarak kabul edilirlerdi. Yabancı olarak telakki edilişin yanında Avrupalılarda yüzyıllardır ve nesillerdir devam edegelen  bir Yahudi korkusu vardı. Pinsker Judeofobi olarak adlandırdığı Yahudi korkusunu kalıtsal olarak aktarılan bir çeşit demonopati olarak tanımlar . Buna bağlantılı olarak anti-semitizm de bu korkunun insan zihninin nesiller boyunca aktararak taşıdığı bir ruhî sapkınlıktı.

Pinsker’e göre Yahudilerin bu kötü talihi yenmelerinin tek bir çaresi vardır: Ortak dil ve ortak geleneklere sahip insanlardan oluşan, sınırları belirli bir ülkede yaşayan bir ulus olmak. Ancak Yahudiler, diğer ulus devletlerde içkin olan kesin ve belirgin bir ulusal karakterden yoksundu. Böyle bir karakterin inşaası sınırları belirli olan bir toprak parçasında yaşamayan, Diaspora Yahudileri ile mümkün değildi. O, Yahudilerin bağımsız ulusal varoluşun gerekliliğini ruhlarında hissetmediklerinden yakınır:

Ulusal özsaygı; peki biz Yahudiler bunu nerede bulabiliriz? Bir ırk olarak en büyük talihsizliğimiz bir ulus inşaa edememiş olmamızdır. Dünyanın dört bir yanına dağıtılmış koyun sürüleri gibiyiz, bizi bir arada tutacak bir çobanımız yok. En iyi yapabilidiğimiz şey küçükbaşlar arasına katılmak, bu küçükbaş grubu ise Rusya’da koşu atları ile çiftleştirilmiştir. “

Yahudilerin başka devletlerin boyunduruğu altında yaşadığı sıkıntılara saygı duyan Pinsker, bu sıkıntıların ve gösterilen tahammülün maalesef bireysel çabalar olarak kaldığından yakınarak aynı direnme gücünün ulusal özsaygının tesis edilmesinin ardından bir ulus olarak da gösterilmesi gerekliliği üzerinde durur. İstenilen amaca yani bağımsız bir Yahudi devletine ulaşmak için Yahudi ulusu maddî, manevî hiç bir fedakârlıktan kaçınmamalıdır.

Pinsker Yahudi devletinin kurulabileceği yer olarak birkaç  ihtimal üzerinde durur. Filistin de bunlardan biridir:

Ülke olarak seçilecek yer verimli, güzel bir konumda ve milyonlarca Yahudi’nin yerleşeceği kazar geniş bir alana sahip olmalıdır.  Ülke seçimi bir kurul tarafından yapılmalı ve kurulun yanında bir grup sermayedar olmalıdır. Seçilecek yer Kuzey Amerika’da bir yer ya da Osmanlı toprakları dahilinde Payitaht’ın ve Büyük Güçler’in tarafsız olarak kabul edileceği bir Paşalık olabilir

Eğer Kurul Filistin ya da Suriye’de karar kılarsa, ülkenin kısa zamanda endüstri ve iş gücü ile üretken bir yer haline getirilebileceği fikrine dayanmamalıdır. Çünkü böyle bir durumda ülke toprağının maddi değeri artacaktır.

Eğer Amerika seçilecekse çabuk davranmak zorundayız. Son otuz sekiz yıl içinde Amerika’nın nüfusu 17 milyondan 50milyona çıkmıştır. Bu sayı giderek artacaktır. Amerika gibi bir yerde ülke kurma riskli değil kârlı bir yatırım olacaktır”.

Pinsker’e göre Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması ile her şey bitmiş olmayacaktır. Aksine devletin kurulması ulusal bilincin canlanmasının hazırlık aşamasının başlangıcı ve Yahudi halkının tek bir ideal bayrağı altında toplanması olacaktır. Asıl mesai gerektiren işler bundan sonra başlayacaktır.

Siyasî siyonizmin kurucusu olarak Pinsker, Herzl’in gölgesinde kalmış gibi görünmektedir. Her ne kadar siyonizm teorisi, seleflerininkinden çok daha kuvvetli ise de, özünde bir teorisyendi. Pek çok teorisyen gibi o da işler kuvveden fiile geçtiğinde pek az işe yarıyordu.

Son Yazılar