Özellikle son asırlarda İslâm dünyasında ortaya çıkan İslâmî hareketlerin çoğu, kendi müsbet değerleri üzerine oturan inşa edici birer hareket olmaktan çok, İslâm adına muhalefet edici ve mücadeleci bir karakter ortaya koydu. Bu da, bu hareketlerin ya işgal edilmiş Müslüman topraklarında işgalcileri yenip "vatanı kurtarma" veya İslâm'a karşı yerelde verilen mücadeleyi bertaraf etme temelli olmasından kaynaklanmıştır. Neticede Müslümanlar, işgalcilere karşı hep muzaffer oldular; Lâ ilâhe illa'llah'ın "Lâ ilâhe"sinde başarılı olurken, "illa'llah"ında ciddî bir başarı gösteremediler. Sözü edilen vakıayı bir yönüyle Türkiye'de de yaşıyoruz. Türkiye'de İslâmî bir sistem, bir devlet kurmaya çalışan yok denebilir. İslâm'a dayalı siyasî bir hareket görünümünde ortaya çıkan çizgi ise gele gele sistemi daha iyi çalıştırma fonksiyonunu yüklenen AK Parti'yi doğurdu; kendisi de, nihayet Erbakan ailesi ve çevresine kaldı. İslami hassasiyete sahip kesimler ıslah adına bir işe teşebbüs ettiğinde, ne yazık ki bocalıyor, tuzağa düşüyor, daha da kötüsü, düzeltmeye çalıştıkları problemi daha içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Bunun da en önemli sebebi, kanaatimce ıslah adına hem bütün bir zemin hakkında hem de neler yapılması gerektiği konusunda etraflı, alternatifli ve yakın, orta ve uzun vadeli plan ve programların olmaması. Türkiye'deki gibi, halkın çoğu tarihî ve dinî değerlerine muhalefet, hattâ bu değerleri değiştirme esası üzerine kurulmuş, empoze sistem karakteri taşıyan ve…
Kategori
Ali ÜNAL
Etiketler