Ahmet VAROL (30)
M.Ahmet Varol 1962 Artvin Yusufeli’nde doğdu. Üniversite öncesi öğrenimimi memleketinde yaptı. (Bostancı İlkokulu (1974), Sarıgöl Ortaokulu (1977), Yusufeli Lisesi (1980)). AÜİF (1986) mezunu. Dış Haberler sorumlusu olarak İslam (1985-88), Altınoluk (1988) dergilerinde çalıştı. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi'nde Hadis dalında yüksek lisans yaptı 1984'ten buyana basın alanında çalışı. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuası’nın Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin "İslam Dünyası" bölümünü hazırladı (1985-88). 1988’den itibaren Erkam Yayınları'nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesi’nin de Dış Haberler bölümünü hazırladı ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazdı. Ekim 1996 - Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle (48 sayı) aylık olarak yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri Müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları yayınlandı, Akit gazetesinde haftalık olarak dış politikayla ilgili yazıları yayınlandı. Bunun yanı sıra haftalık Cuma dergisi’nde, Ürdün'de yayınlanan haftalık es-Sebil gazetesi’nde, aylık Ribat ve aylık Vuslat dergisinde düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor.Bursa Marmara (1984), İslam (1985-89), İlim ve Sanat (1986-89), Milli Gazete (1986-89) gazete ve dergilerinde yazdı. Birçok İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları yayınlanmaktadır
Arap dünyasında dikta rejimlerine karşı halk hareketleri başlayınca bazı komplo teorilerinin ve bu teorilere bağlı olarak yapılan yorumların etkisiyle zihinlerde "Acaba bu ayaklanmaların arkasında da ABD ve diğer emperyalist güçler mi var? Onlar bölgeyi yeniden şekillendirmek için bütün bu ayaklanmalardan yararlanmaya mı çalışıyorlar?" şeklinde sorular canlandı.
Yemen'de şimdilik hadiselerin durmasını ve bir çözüm formülünün uygulanmasını sağlayacak anlaşma imzalanmasının ertelenmesi bu ülkedeki yönetimin kendini sağlama aldığına inanmasından ileri gelmiyor.
Ürdün’ün Mühendisler Sendikası eski genel başkanı Leys Şebillat, Cezayir’de düzenlenen İşgal Zindanlarındaki Esirler İçin Uluslararası Arap Buluşması adlı toplantıda çok kısa süren konuşmasında önemli bir noktaya parmak basmıştı. Siyonistlerin işgallerini sürdürebilmek için insanlarımızı esir aldıklarını, onlara karşı duracağımızı fakat bu arada kendi topraklarımıza hükmederken siyonistleşen yönetimlerin esirlerini gözden kaçırdığımızı dile getirdi. Şebillat “benim ülkemde hâkim sistem Filistinli mücahitlere silah temin edenleri müebbet hapisle cezalandırıyor” diyerek işte bu şekilde siyonistlere hizmet edenlerin elinde esir tutulanları görmezden geldiğimiz sürece işgalci siyonistlerin esir ettiklerine yardım elimizi uzatmanın kolay olmayacağını hatırlattı.
Libya ve Bahreyn, Arap dünyasında diktanın en katı şekilde hâkimiyetini sürdürdüğü ülkelerin başında gelir. Dolayısıyla buralardaki ayaklanmaların önemsenmesi gerekir. Ayrıca buralardaki ayaklanmaların başarısı Tunus ve Mısır’daki devrimlerin domino etkisinin geniş bir çevreye yayılması, diğer dikta rejimlerini de zorlaması açısından önem taşıyor.
Dünkü yazımızı Mısır’daki ordunun tutumunu müteakip yazımızda tahlil edeceğimizi ifade ederek bitirmiştik.
Hüsni Mekruh, 3 Şubat Perşembe günü İran asıllı bir Amerikalı gazetecinin kendisiyle yaptığı röportajda; "Aslında istifa edip çekilmek istiyorum. Ama benden sonra kargaşa çıkacağından korkuyorum" demiş. Şu işe bakın ki, bizzat kargaşanın, kavganın, ayaklanmanın ve bütün ülkenin ayağa kalkmasının sebebi olan kişi "ben gidersem kargaşa çıkar" iddiasıyla ortalığı karıştıran, bütün ülke halkını ayağa kaldırarak tüm müesseselerin durmasına yol açan tutumundan vazgeçmiyor.
Çağımızda İslâmî camianın en fazla tuzağa düşürüldüğü alanlardan biri de isimler ve kavramlardır. Aynı şekilde siyasi stratejilerin yönünün ve kamuoyunun bu konudaki çizgisinin belirlenmesinde de en sinsi şekilde kullanılan tuzaklardan biri isimler ve kavramlardır. Ondan dolayı biz bu konuda zaman zaman uyarılarda bulunma ihtiyacı duyuyoruz.
Daha önce değişik vesilelerle dile getirdiğim bir hususu burada tekrar etmekte yarar görüyorum. Global ekonomik kriz, ABD’nin ve Batının perestroikasıdır. Öyleyse perestroika neydi ve ne gibi sonuçlar doğurmuştu bir bakalım.
İki kutuplu dünyanın sarsılmaz güçlerinden olan ve sosyalist yayılmacılığın ideolojik propaganda faaliyetlerine ciddi ekonomik destek sağlayan Moskova sultası Afganistan’daki yenilgiden sonra kendi gerçekleriyle karşı karşıya kaldı. Dışarıya çok fazla yansıtmadığı ekonomik sorunlar sebebiyle ideolojik yayılmacılığa destek veremediği gibi himaye ettiği sosyalist dikta rejimlerine sahip çıkmakta da zorlanmaya başladı. Bunun üzerine Sovyetler Birliği’nin başkanı Mihail Gorbaçov “Glasnost ve Perestroika” adını verdiği, “Açılım ve Yeniden Yapılanma” anlamına gelen bir deklarasyon yayınladı. Bu deklarasyonla Sovyetler’in bir kapalı kutu olmaktan çıkacağı ve yeniden düzene sokulacağı dünyaya duyuruluyordu. Ama gerçekte sosyalist dikta rejimlerine “biz artık size sahip çıkabilecek güçte değiliz, siz başınızın çaresine bakın” mesajı veriliyordu.
Son günlerde İslâm coğrafyasında yine önemli gelişmeler oldu.
Zaman kaybetmeden bir “Zalimler Mülteci Kampı (ZMK)” kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bunun muhtelif faydaları olacak. Ama ben ilk etapta aklıma gelen bazı önemli faydalardan söz etmek istiyorum.