Genç Öncü Haber

İslam Dünyasının Yeni yüzü

Mon05212012

Last update03:53:15 PM GMT

Çarşamba, 16 Mart 2011 20:02

"Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"

Yazan 
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Hükümetin Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen son Türkiye Raporu'ndan rahatsızlık duyması, basın özgürlüğü konusunda yapılan uyarıları haksız bulması normal.

Doğrusu ben de Avrupa Birliği'nin basın özgürlüğüne yönelik eleştirilerini aşırı bulanlardanım. Bu konuda bazı tehlike işaretleri görsem de, Avrupa Parlamentosu'nun, basın çevrelerinde Ergenekon Davası'nı zayıflatmak için başlatılan kampanyanın fazlaca etkisi altında kaldığını; abartmalardan etkilendiğini görüyorum.

Ne var ki, aynı ölçüsüzlük hükümetin rapora gösterdiği tepkide de ortaya çıkıyor.

Başbakan Erdoğan'ın son grup konuşmasında Mehmet Akif'in bir dörtlüğü ile verdiği sert mesaj bunun son örneği. "İstiklal Marşı'mızın şu kıtasına özellikle dikkat çekiyorum" diyen Erdoğan, "Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusum korkma, nasıl böyle bir imanı boğar, medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" dörtlüğünü okuduktan sonra "Batı'yı bu kadar güzel tanımlayan bir dörtlük olamaz" değerlendirmesini yapıyor.

Bu doğru mu? Bu dörtlük Batı'yı en güzel tanımlayan dörtlük mü? Eğer öyleyse, hükümet neden işbaşına geldiğinden beri Avrupa Birliği projesinden asla vazgeçmeyeceklerini söylüyor? O "tek dişi kalmış" emperyalist Batı'nın bir parçası olmak için mi?

Geçici öfkelerin gözü karartmasına izin vermemek bir siyasetçinin olmazsa olmaz özelliklerinden biri olmalı. Ne yazık ki Sayın Erdoğan'ın bu konuda çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Mehmet Akif'in dönemin şartları içinde, Batı'nın emperyalist yüzünü vurgulamak için söylediği sözü alıp bugüne getirmek ve parçası olmaya çalıştığımız Avrupa'nın karşısına bu sözle dikilmek siyaseten doğru olmadığı gibi tarihi olarak da gerçekleri yansıtmıyor.

Başbakan bir rapora öfkelendi diye, iktidara geldiğinden bu yana, içeride derin devlet tarafından boğazlanmaya çalışılırken Avrupa'nın reformlarına verdiği büyük desteği; Ergenekon uzantılarının bütün dezenformasyon faaliyetine rağmen Ergenekon örgütüyle mücadelesinde hep yanında olduğunu bir anda unutuyor; hatta çok kızdığı o raporda bile Türkiye'de yaşanan bütün olumlu gelişmelerin takdirle belirtildiğini bile dikkate almadan açıyor ağzını, yumuyor gözünü...

x x x

Başbakan'ın bu sözü "maksadını aşan" bir söz olarak kalırsa, konu birkaç günde kapanır gider.

Ama beni asıl endişelendiren başka bir şey var:

AB'nin Türkiye'nin üyeliği konusunda sürdürdüğü ayak diremelere karşı duyulan hayal kırıklığının, AK Parti saflarında eski Batı düşmanı çizginin hortlamasına yol açması ihtimali...

İşte bu gerçekten önemli bir kırılma olur.

Eğer bugün Türkiye, komşularla sıfır sorun politikası çerçevesinde Ortadoğu ülkeleriyle yakın ilişkiler kuruyor, bölgede etkili bir ülke konumuna doğru yükseliyor ve bu dış politika Batı'nın desteğini alıyorsa; zaman zaman dile getirilen "eksen kayması" eleştirileri etkili olamıyorsa; bunun sebebi, komşusu olan İslam ülkeleriyle ilişkilerini geliştirirken, bir yandan da Avrupa'nın bir parçası olma perspektifini korumasıdır. Dengeyi sağlayan unsur budur. Eğer, AB perspektifi yok olur ve yerini Batı antipatisi alırsa, mevcut dış politika da çöker. O zaman Erbakan'ın D8'leri baş başa kalır, farklı bir kulvara geçmiş olursunuz.

Not: Gültekin Avcı ile BUGÜN sayfalarında yürüttüğümüz polemiğin amacına ulaştığını; her iki tarafın da argümanlarını etraflıca ifade ettiğini düşünüyorum. Bundan sonrası aynı fikirlerin tekrarı olacağından, polemiği burada kesmek ve kararı siz okurlarımıza bırakmak daha doğru olacak.

Okunma 191 defa

Yorum Ekle

Make sure you enter the (*) required information where indicated.
Basic HTML code is allowed.